Suriye’de savaşın başladığı yılların üzerinden geçen uzun zamanın ardından bölgedeki tablo değişiyor. Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriyelinin geleceği tartışılırken, diğer taraftan Suriye’ye yönelik turizm hareketliliği dikkat çekmeye başladı.
Bugün bazı turizm şirketlerinin Halep, Hama, Humus ve Şam’ı kapsayan programları satışa çıkardığı görülüyor. 2026 tarihli programlarda Türkiye’den hareketli Suriye turları, otel konaklamaları, rehberlik hizmetleri ve şehir gezileri yer alıyor. Bir başka tur programında ise Halep-Şam-Beyrut güzergâhı için 2026 tarihleri ilan edilmiş durumda.
Bu gelişme yalnızca turizm açısından değil, Türkiye’de yaklaşık 12-13 yıldır yaşayan Suriyeliler açısından da sembolik bir anlam taşıyor.
Suriye’de yeni dönem, Türkiye’de yeni soru
Türkiye, yıllardır Suriyelilerin geri dönüşünü “gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli dönüş” ilkeleri çerçevesinde yürütüyor. Göç İdaresi Başkanlığı, gönüllü dönüş işlemlerinin halen Hatay, Kilis, Şanlıurfa ve Gaziantep başta olmak üzere çeşitli sınır kapılarından gerçekleştirildiğini belirtiyor. (Göç İdaresi Başkanlığı)
2026 yılının Temmuz ayında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de Türkiye’de geçici koruma kapsamında bulunan Suriyelilerin sayısının 2 milyon 245 bin olduğunu açıkladı ve 2016-2026 döneminde yaklaşık 1,5 milyon kişinin geri döndüğünü bildirdi. (Muş Göç İdaresi)
Bu rakamlar, Türkiye’de başlayan yeni dönemin boyutunu ortaya koyuyor.
Ancak şimdi ortaya çıkan yeni görüntü çok daha dikkat çekici:
Bir tarafta Suriye’ye dönüşler hızlanıyor, diğer tarafta Türk vatandaşları ve bölge insanları Suriye’yi yeniden turizm rotası olarak konuşmaya başlıyor.
“Gidilebilen ülke” ile “yaşanabilir ülke” aynı şey mi?
Tam da burada kritik soru ortaya çıkıyor.
Suriye’ye tur düzenlenmeye başlanması, ülkenin bütün bölgelerinin aynı ölçüde güvenli olduğu anlamına gelmiyor.
Suriye’de bazı şehirlerde oteller, havalimanları, restoranlar, tarihi alanlar ve turizm faaliyetleri yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Suriye Turizm Bakanlığı da 2026 boyunca turizm sezonunun canlandırılması, festivaller ve yeni turizm yatırımları konusunda çeşitli faaliyetler duyurdu.
Ancak ülkenin güvenlik ve yaşam koşulları hâlâ bölgeden bölgeye değişiyor.
Nitekim İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Eylül 2026 itibarıyla Suriye’ye yönelik “tüm seyahatlere karşı” uyarısını sürdürüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı da terör, silahlı çatışma, kaçırılma ve diğer güvenlik riskleri nedeniyle Suriye’ye seyahat edilmemesi gerektiğini belirtiyor. (GOV.UK)
Dolayısıyla “Suriye’ye tur düzenleniyor” ile “Suriye’nin tamamı güvenli hale geldi” ifadelerini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Asıl mesele: Dönen insan nasıl yaşayacak?
Türkiye’de yıllar içinde yüz binlerce Suriyeli burada yeni bir hayat kurdu.
Çocukları Türkiye’de doğdu.
Türkiye’de okula giden, üniversiteye başlayan, iş kuran, evlenen ve burada sosyal çevre oluşturan bir kuşak ortaya çıktı.
Bazıları Türk vatandaşlığı aldı.
Bazıları ise geçici koruma statüsünde yaşamaya devam ediyor.
Dolayısıyla bugün tartışılması gereken konu yalnızca “kaç kişi geri dönecek?” sorusu değil.
Asıl soru şu:
Geri dönen insan Suriye’de nasıl bir hayat bulacak?
Evi var mı?
İşi var mı?
Çocuğunun gideceği okul var mı?
Hastalandığında ulaşabileceği sağlık hizmeti var mı?
Elektrik, su ve ulaşım altyapısı ne durumda?
Ve en önemlisi, geri dönüşün gerçekten sürdürülebilir olması için ekonomik ve sosyal şartlar yeterli mi?
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026 değerlendirmeleri, Suriye sağlık sisteminin 14 yıllık çatışmanın ardından hâlâ ağır baskı altında olduğunu gösteriyor. Kuruma göre milyonlarca insan temel sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyuyor ve sağlık altyapısının toparlanması halen devam ediyor. (Health Cluster)
Bu nedenle turizm hareketliliği önemli bir işaret olsa da, tek başına Suriye’nin bütün vatandaşları için sürdürülebilir ve güvenli bir yaşam ortamına kavuştuğunu kanıtlamıyor.
Fakat değişen bir şey var
Bütün bu soru işaretlerine rağmen önemli bir psikolojik eşik aşılmış durumda.
Suriye artık yalnızca savaş, göç ve mültecilik başlıklarıyla konuşulmuyor.
Halep’in tarihi çarşıları…
Şam’ın tarihi dokusu…
Humus…
Hama…
Lazkiye…
Tarihi ve kültürel miras…
Bunlar yeniden turizm programlarının içine girmeye başladı.
Türkiye’den düzenlenen bazı programlarda Halep ve Şam gibi şehirlerin tarihi noktaları ziyaret güzergâhına alınıyor.

Suriye tarafında da ülkenin turizm potansiyelini yeniden canlandırmaya yönelik organizasyonlar düzenleniyor. Ağustos 2026’da Şam’da uluslararası fuar kapsamında turizm noktalarının tanıtılması, Lazkiye ve Halep’te turizm etkinliklerinin düzenlenmesi gibi gelişmeler bunun göstergeleri arasında.
12 yıl sonra yeni bir tablo
Belki de Suriye meselesinde yeni dönemi anlatan en çarpıcı görüntü şu:
Bir dönem Suriye’den Türkiye’ye gelen insanların hikâyesini konuşuyorduk.
Şimdi ise hem Suriye’ye geri dönenleri hem de Suriye’yi ziyaret etmek için Türkiye’den yola çıkanları konuşuyoruz.
Bir tarafta dönüş işlemleri için sınır kapılarında bekleyen Suriyeliler…
Diğer tarafta Halep ve Şam’ı görmek için tur programlarına kayıt yaptıran Türk vatandaşları…
Aynı sınır kapıları bu kez iki farklı hikâyenin kesişme noktası haline geliyor.
Bu durum, Suriye dosyasının yalnızca bir “mülteci meselesi” olmaktan çıkıp, giderek “geri dönüş, yeniden inşa, turizm, ticaret ve bölgesel normalleşme” başlıklarının birlikte ele alınacağı yeni bir döneme girdiğini gösteriyor.
Türkiye’nin güney sınırında artık yeni bir dönem tartışılıyor:
Suriyeliler geri mi dönüyor, Türkiye’den Suriye’ye turistler mi gidiyor, yoksa iki ülke arasında savaş yıllarında kopan toplumsal ve ekonomik bağlar yeniden mi kuruluyor?
Belki de önümüzdeki yılların en önemli sorusu bu olacak.
Çünkü Suriye’ye giden tur otobüsleri, sadece turist taşımıyor.
12 yıl boyunca savaş, göç ve mültecilik üzerinden konuşulan bir ülkenin yeniden nasıl şekillendiğine dair önemli bir görüntü de taşıyor.
HABER:TUBA ALVANOĞLU\HATAY
